Latest

latest

Yaşam

yaşam

Football

Football

America

America

Tech

tech

Games

games

VIDEO

Videos

News By Picture

pictures

Vücudunuza esnekliğini geri kazandırın

Hiç yorum yok
Hareketsiz yaşam tarzı, trafikte geçirilen sıkıcı saatler, yanlış ayakkabı seçimi ve ağır çalışma koşulları kas ve iskelet sistemine olumsuz etki ediyor. 

Yıllar boyunca bu etkenlere maruz kalmak fibromiyalji başta olmak üzere birçok kronik hastalığa davetiye çıkarıyor. Ancak uzman doktorlar tarafından gerçekleştirilen manuel terapi uygulamalarıyla vücudun esnekliğini yeniden kazanması ve hastalıklardan korunmak mümkün olabiliyor. Memorial Wellness Manuel Tıp Bölümü'nden Dr. Metin Mutlu, manuel terapinin hastalıkları üzerindeki iyileştirici etkisi hakkında bilgi verdi.

Fibromiyalji en sık kadınlarda görülür

Romatizmal hastalıklar içerisinde en sık karşılaşılan ikinci hastalık olan fibromiyalji, kadınlarda erkeklere göre üç kat daha sık görülmektedir. Kaslarda yaygın ağrı ve hassasiyet, aşırı yorgunluk, halsizlik ve sabah tutukluğu ile kendini belli eden kronik yorgunluk ve ağrı sendromudur. Hastalar genellikle sırt bölgesinde sürekli kulunç (fibrositis)ağrılarından şikayet etmektedir. Yıllarca devam eden ağrılardan dolayı o bölgedeki kaslar sertleşmektedir. Bu ağrılar, ayrıca uyku düzenini bozmakta ve psikolojik travmalara neden olmaktadır. Manuel terapi fibromiyalji hastalarının tedavisinde önemli bir yöntemdir.

Duruş bozuklukları doğru nefes almayı da engelleyebilir

Türk toplumunda duruş bozukluğu çok yaygın bir şeklide görülmektedir. Bu duruş ve denge bozukluğu ilerleyen zamanlarda kalça, bel, diz ve ana eklemlerde sorunlara neden olmaktadır. Duruş bozuklukları, akciğerin çalışma kapasitesini bile etkileyen bir durumdur. Manuel terapi ile omurga sütunundaki eklemleri açarak kaburga ve omurgadaki bağlantı noktalarına, faset eklemlere manipülasyon yapılmaktadır. Böylece vücudun unutmuş olduğu açılar geri kazandırılmaya çalışılmaktadır. Bu açılar kazandırıldığı zaman sinirlerin arasında olan bağlantılarda bir hatırlama olmakta ve bu rahatlama ile kişi hayatını konforlu bir şekilde devam ettirebilmektedir.

Ağrılar azalınca uyku düzeni normale döner

Faset eklemler omurganın arka tarafında yer almakta ve omurları birbirine bağlayarak omurganın hareketinde önemli rol oynamaktadır. Manuel terapi de manipülasyon dışında ayrıca bu eklemlere kuru iğne, kollajen, nöral terapi gibi çeşitli uygulamalar yaparak o bölgelerde oluşan kronik faset sendromunu ortadan kaldırılmaktadır. Hastaya eklem hareket açıları kazandırılarak kişinin hayatı daha kaliteli hale gelmektedir. Ağrılarında da azalma olan hastanın uyku düzeni de normale dönmektedir. Uygun diyetler ve gıda takviyeleri de ağrıları ve ödemleri azaltmada faydalı olmaktadır.

Manuel terapiyle ağrılar kademe kademe azalır

Ağrılarından dolayı derin nefes alamayan hastalar manuel terapi sonrası artık normal nefes almaya başlamaktadırlar. Hastanın parsiyel göğüs kafesi açılıp akciğeri rahatlayınca kasılan kaslar kendiliğinden yumuşamaya başlamaktadır. Manuel terapiyle yine vücudun yürüme esnasındaki yaylanma kabiliyeti artırılmaktadır. Vücuda unutmuş olduğu özellikleri geri kazandırılmaktadır. Bu da kademe kademe kişinin ağrılarını azaltmaktadır. Manipülasyon minumum 6- 8 seans sürebilen bir tedavi yöntemidir. Manuel terapiye ek olarak fiziyatrist ve spor danışmanı egzersiz programlaması yaptığında sonuçlar çok daha başarılı olmaktadır.

Bir şikayetiniz yoksa bile yılda 3-4 kez yaptırmak faydalıdır

Serotonin kişiye enerji, mutluluk, kendini zinde hissetme, huzur gibi hisleri veren bir hormondur. Bu hormon saat 22.00 ve 03.00 arasında salgılanmaktadır. Saat 23.00' dan sonra uyunduğu zaman mutluluk hormonu faaliyetini tam gerçekleştirememektedir. Kadınlarda bu daha büyük bir sorun teşkil etmektedir. Çalışan ve trafikte zaman kaybeden kadınların eve geldikten sonra uyku vakitleri saat 23.00 ya da 00.00'ları bulabilmektedir. 30 yaşını aşmış ve geç saatlerde yatan bir kadın 40'lı yaşlarda fibromiyalji hastası ya da bel ve boyun düzleşmesi yaşama riski yüksektir. Düzenli bir egzersiz programı da yapamıyorsa bu hastalıklara daha kolay yakalanabilmektedir. Manuel terapinin düzenli egzersiz programına uyulsa bile yılda en azından 3 ya da 4 defa yapılması faydalıdır. Manuel terapi eklem hareket açılarını normale döndürülmesi açısından en faydalı tedavi yöntemlerinden biridir.

Yatak odasını karanlık tutun

Hiç yorum yok
Uyku hastalıkları hayatı zehir ediyor. Yaygın olarak görülen uyku apnesi yani uykuda solunum durması, beyni oksijensiz bırakarak hayati risk doğurabiliyor. 

İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa Nöroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Figen Yavlal, hastalığın tedavisi konusunda bilgiler verdi.

Uyku, zihinsel ve fiziksel sağlığımızı her gün yenilememiz için önemli olan ve yaşamımızın üçte birini kapsayan aktif bir dönemdir. Uyku bozuklukları, yaşam kalitesinin azalmasına ve kişinin sağlığında bozulmaya neden olur. Uyku süresinin kişiden kişiye değişmekte olduğu ve bu sürenin 4 saat ile 11 saat arasında değiştiği bilinmektedir. Yapılan araştırmalar, Türkiye'de toplumun büyük çoğunluğunun (yüzde 75) 7-8 saat süreyle uyuma alışkanlığına sahip olduğunu göstermiştir. İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa Nöroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Figen Yavlal en sık görülen uyku bozukluklarını şöyle sıraladı:

UYKU APNESİ (SOLUNUM DURMASI): Bu hastalık grubunda en sık görüleni Uykuda Solunum Durması Hastalığı'dır. En sık belirtisi horlamadır. Horlama uyku sırasında gürültülü solunumla belirir. Obstrüktif uyku-apneleri olan hastalar bazen uygunsuz yerlerde uyuya kalabilmekte, iş ve özel hayatlarında uykululuk nedeniyle ciddi problemler yaşayabilmektedirler. Hastalar konsantre olmakta güçlük çekerler ve unutkanlıktan yakınırlar. Kolay sinirlenme, isteksizlik, iş veriminde azalma olabilmektedir. Erkeklerde cinsel sorunlar ortaya çıkabilir. Gece huzursuz bir uykuları vardır, boyun ve başlarında belirli terlemeleri olabilir. Sabah kalktıklarında baş ağrısı olur ve ağız kuruluğu hissederler. Uyku apnesi ciddi bir rahatsızlıktır. Oldukça önemli olabilecek kalp ve damar hastalıkları ile belirip, gece kalp krizi ve inmelerin en sık sebebidir.

Rahat Uyku İçin:

Uyku sırasında tüm kaslar gibi solunum kasları da gevşemektedir. Aşırı kilo, uygunsuz boğaz, burun, ağız ve çene yapısı solunum yolunu daha dar hale getirir, uyku sırasındaki gevşemenin de etkisi ile solunum yolu kapanır ve apne oluşur. Alınacak bazı önlemler hastalığın etkilerini azaltabilir.

Kilo verme: Bazen 5-6 kilo vermekle belirtiler hafifleyebilir. Ancak hastalığın ilerlemiş formlarında metabolizma bozukluklarına sebep olarak kilo vermeyi imkânsız hale getirdiği, birçok hastanın aşırı gayretlerine rağmen kilo veremedikleri, kilo verseler bile bu kiloyu koruyamadıkları saptanmıştır.
Alkol: Yatmadan önceki saatlerde alınan alkolün uykuda apnelerin daha sık ve uzun süreli olarak ortaya çıkmasına neden olduğu bilinir. Bu nedenle uyumadan önce alkol alınmamalıdır.
Uyku ilaçları: Uyku ilaçları da alkole benzer bir etki ile solunum merkezini baskı altına almakta ve apnelerin uzamasına neden olur.
Pozisyon: Bazı hastalarda horlama ve/veya solunum durmaları sadece sırtüstü yatarken ortaya çıkar. Bu hastalarda sırta konulan yastıklar veya pijamaya yerleştirilen tenis topu hastanın sırtüstü yatmasını engelleyebilir ve uykuda solunum problemlerini çözebilir.
Burun tıkanıklıkları: Burun tıkanıklığına sebep olan patolojiler horlamayı yüzde 10-15 oranında arttırır. Bu tıkanıklıklara yönelik tedaviler horlama ve uykuda solunum düzensizliklerini bir miktar azaltacaktır.

Uyku apne sendromu CPAP ile tedavi edilebilir. CPAP tedavisi basıncı ayarlanabilen bir hava kompresörü aracılığı ile burundan basınçlı hava verilerek uygulanıyor. Ağız içinde oluşan pozitif basınç, uyku sırasında hava yolunun gevşemesine ve tıkanmasına engel oluyor.

STRESİ KONTROL ALTINA ALIN

En sık görülen diğer uyku bozukluklarından insomnia ve narkolepsi de günlük yaşamı olumsuz yönde etkiler.

İNSOMNİA: Uykuya dalma veya sürdürmede güçlük, yani uykusuzluk (insomnia) toplumda her üç kişiden birinde görülen önemli bir sağlık problemidir. Uykusuzlukla başa çıkarken stres ile baş etmeyi öğrenmek tedaviye yardımcıdır. Yatak odasını mümkün olduğunca sessiz ve karanlık tutmak için gölgelik veya kalın perdeler kullanın. Kafein, alkol ve sigaradan uzak durun. Hafta sonu da hafta içi kadar uyumaya dikkat edin, çalışma saatlerinizi ayarlayın. Uyku haplarını doktorunuzun bilgisi dışında kullanmayın.

NARKOLEPSİ: Kişinin uyanıkken dayanılmaz uyku atakları olması hastalık belirtisidir. Gündüz olan bu durum pek çok nedene bağlı olabilir: kullanılan çeşitli nörolojik ve psikiyatrik ilaçlar, metabolik ve endokrin sebepler (DM, Tiroid bozuklukları), uyku apne sendromu, gece sık uyku bölünmesi, depresyon gibi…

UYKU LABORATUVARI NEDİR?          Uyku bozuklukları, uyku laboratuvarında yapılanın testlerle belirlenerek tedavi edilebiliyor. Hasta testin yapılacağı akşam laboratuvara duşunu almış, temiz saçlar ve tıraşını olmuş olarak gelir. Testin yapılacağı gün, alkollü ve kafeinli içecekler alınmamalı, aşırı egzersizden kaçınılmalı, gün içi uyku engellenmelidir. Kullandığı ilaçlara devam edilmeli yalnızca uyku için aldığı hipnotik ilaçlar 1 hafta önceden kesilmelidir. Hastaya yapılacak işlem ayrıntılı olarak teknisyen tarafından anlatılıp, gerekli elektrodlar takılarak işlem kaydına başlanmalıdır. Uyku laboratuvarında yapılan kayıt 6-8 saat kadar sürer. Uyku laboratuvarları ev konforunda dizayn edildiğinden hastane anksiyetesinden uzak olarak test yapılır.

İş yerinde sağlıklı beslenmenin püf noktaları

Hiç yorum yok
Günümüzde çalışanlar, her gün zamanlarının ortalama 3'te 1'ini iş yerlerinde geçiriyor. Bu nedenle iş yerlerinde geçirilen zaman, beslenme alışkanlıkları ve tercihleri açısından büyük öneme sahip. 

Günlük hayatın koşuşturmacası nedeniyle özellikle ofis çalışanlarının çoğu zaman yemek yemek için bile fırsat bulamadıklarını belirten Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, "Çalışma hayatında iyi bir fiziksel ve zihinsel performans için sağlıklı ve düzenli beslenme çok önemli" dedi. Mumcu, iş yerlerinde beslenmenin püf noktalarını sıralayıp çalışanlara önerilerde bulundu.

Metropollerde yaşayan çalışanların en büyük sorunu, işe yetişememe telaşıyla kahvaltı yapamamaları ve aç kalma sürelerinin uzunluğu. İş yeri koşulları, çalışma saatleri, işe gidip gelme şekli ve süresi, çalışma arkadaşlarının alışkanlıkları gibi etkenlerle beslenme sorunları da değişiyor. Yaşam kalitesini arttırmanın ve sağlıklı yaşamanın en temel şartlarından biri olan yeterli ve dengeli beslenmenin, günlük hayatımızın her döneminde önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, "Günlük hayatın koşturmacasında özellikle ofis çalışanları çoğu zaman yemek yemek için fırsat bulamaz, bilerek atlarlar ya da unuturlar. Ancak çalışma hayatında fiziksel ve zihinsel performans için beslenme çok önemlidir. Yapılan işin niteliğine göre, çalışanın enerji ve besin ihtiyacı değişkenlik göstermekle birlikte, az beden gücü gerektiren ofis işlerinde çalışanların enerji ihtiyacı daha azdır. Bu ihtiyacın karşılanmasında da düzenli ve dengeli bir beslenme planı önemlidir" dedi.

Kişilerin kendi beslenmelerine özen gösterirken kurumsal firmaların da birlikte çalıştıkları iş ortağının sunduğu hizmetlere dikkat etmelerinin önemli olduğunu anlatan Mumcu, "Bu noktada yemek hizmeti veren firmanın bünyesinde diyetisyen bulunması ve dengeli öğünler konusunda yönlendirici olması önemli" dedi.

Mumcu ofiste sağlıklı beslenmeye yönelik şu önerilerde bulundu;

Kahvaltı :

*Sabah kahvaltısı ofis çalışanları tarafından çoğu zaman atlanan veya poğaça, simit gibi hızlı atıştırılan yiyeceklerle geçiştirilen bir öğün halinde tüketilir. Ancak güne iyi bir başlangıç için kahvaltı içeriğinde protein, karbonhidrat, lif, vitamin ve mineral kaynağı besinler mutlaka olmalıdır. Poğaça, simit ve çaydan oluşan bir kahvaltı yerine peynirli bir sandviç ve bir meyve daha dengeli bir kahvaltı seçeneğidir. Sandviçler akşamdan evde de hazırlanabilir.

Ara öğünler:

*Gün içinde yapılan ara öğünler önemlidir. Sağlıksız atıştırmalıklardan uzaklaşmak beslenme kalitesini iyileştiren önemli bir adımdır. Yanınızda bulunduracağınız taze ve kuru meyveler, küçük hazırlanmış sandviçler, ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişler, gofret, kraker, bisküvi gibi sadece yağ, şeker ve undan oluşan yiyeceklerden çok daha sağlıklı ve besleyicidir.

*Artık pek çok ofiste yiyecek otomatları da bulunuyor. Buralarda da sağlıklı seçenekleri arayın. Yiyecek otomatlarından kuru yemişler, kuru ya da taze meyveler alınabilir. Pek çok yerde bulunabilen ambalajlı taze meyve dilimleri iyi birer ara öğün olabilirler. Yanında yine çay-kahve otomatlarından alınan şekersiz sütlü bir kahve ile ikili seçimler oluşturabilirsiniz.

*Ofis ikramlarının da daha küçük porsiyonlarda ve sağlıklı seçeneklerden olmasına özen gösterin. Doğum günü kutlamalarında ya da toplantı ikramlarında pasta, kurabiye gibi hamur işi ürünler yerine taze veya kuru meyveler tercih edilebilir.

*Su tüketimi de çok önemlidir. Günlük sıvı ihtiyacı sadece kahve, çay gibi içeceklerle karşılanmamalı mutlaka "su" da içilmelidir. Su içmekte zorlanıyorsanız nane, maydanoz gibi taze otlar, limon, zencefil, çubuk tarçın, karanfil gibi aromatik baharatlar kullanarak aromalı sular hazırlayabilir ve bunları tüketebilirsiniz.

Öğle yemekleri

*İş yeri restoranı desek mi yemekhane kelimesi yerine? veya yakın bir restoranda yeniliyorsa, bunlarda doğru seçimlerden oluşmalıdır. Fast-food tarzı hızlı tüketilen yiyeceklerden, kızartılarak hazırlanan seçeneklerden, pide-pizza gibi yoğun hamurlu yiyeceklerden uzak durmak önemlidir. Daha çok ızgara seçenekler, sebze ve salatalar tercih edilmelidir.

Ofisteki çalışma hayatı, genelde masa başında, kişilerin hareketini azaltan, ulaşımda için daha çok araç kullanılan ve yürüyüşün az olduğu, kişiyi inaktif bir hayata yönlendiren biçimdedir. Bu nedenle yürüyüş için tüm fırsatları kullanmak ve mümkün ise düzenli spor yapmak, hem çalışma hayatının getirdiği stresle başa çıkmada hem de sağlığı korumada oldukça önemlidir.

Mide yanması ve ekşimesini ihmal etmeyin

Hiç yorum yok
Yaygın olarak görülen reflünün ülser, koroner kalp hastalığı ve safrakesesi taşı gibi başka hastalıkların habercisi olabileceğini belirten uzmanlar, mide ekşimesi ve yanmasının dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. 

Yaşam kalitesini düşüren reflüyü önlemek için akşamları ağır yemeklerden kaçınmak, az ve sık yemek, yatak başını yükseltmek gibi bazı tedbirler etkili olabilir.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Şerafettin Özer, tıbbi adı "GÖRH" olan ve toplumda reflü olarak bilinen hastalığın toplumda yaygın şekilde görüldüğünü söyledi.

Mide yanması dikkate alınmalı

Op. Dr. Şerafettin Özer, Reflü (GÖRH) hastalığının evrensel olarak kabul edilen bir tanımı bulunmadığını belirterek "Hastalığı belirtilerine göre tanımlamak en basit yaklaşımdır. Ancak mide ekşimesi (mide yanması) ve mide asidi geri kaçması gibi reflü göstergesi olduğu düşünülen belirtiler toplumda çok yaygındır ve birçok kişi bunları normal olarak değerlendirir ve tıbbi yardım aramaz" dedi.

Başka hastalıkların belirtisi olabilir

Bu belirtilerin yemek borusu darlığı, diffüz özofageal spazm, özofagel karsinom, mide çıkışı darlığı, safra kesesi taşı, gasrtrit, duodenal ülser, koroner kalp hastalığı gibi başka hastalıklarda da görülebildiğine dikkat çeken Op. Dr. Şerafettin Özer, "O nedenle bu belirti ve şikâyetler görüldüğünde muayene ve incelenmesi tanı için çok önemli olmaktadır" uyarısında bulundu.

Yaşam kalitesini düşürüyor

Reflü hastalığının gece belirtileri üzerine yapılan çalışmada toplumda yaklaşık 5'te 1 oranında haftada en az 1 kere gece mide ekşimesi ve mide yanması olduğuna dikkat çeken Özer, "Mide ekşimesi olanların % 80'inin gece, % 65'inin hem gece hem gündüz şikâyetleri olmaktadır. %63'ü uykuya dalışının ve ertesi gün işlerinin etkilendiğini bildirmektedir. %72'si reçeteli ilaç kullanmaktadır. Yaklaşık yarısı (%45) güncel tedavilerin bütün belirtileri rahatlatmadığını bildirmektedir" diye konuştu.

Sistemdeki sorun reflüye yol açıyor

Yemek borusu ile mide birleşiminde bir yüksek basınç bölgesi bulunduğunu, normal zamanda bu bölgenin kapak görevi yaptığını belirten Op. Dr. Şerafettin Özer, "Bu bölgede halka şekilli askı kas yapısı ve tutturucu liflerden oluşan özelleşmiş bir kalınlaşma vardır. Bu kaslar yutma işlemi yapılırken gevşer, besin borusunun mideye geçişine imkân sağlar; ek olarak, mide duvarı gaz ve sıvı ile gerildiğinde açılır gazın çıkmasına (geğirme) izin verir. Bu sistemin görevini yapamaması GÖRH'e sebep olmaktadır. Mide suyunun, yemek borusuna doğru ters akımına karşı direncin kaybolmasıdır. Bağırsak Kanunu'na göre akım ağızdan anüse doğrudur" diye konuştu.

Aşırı yemek mide duvarlarının gerilmesine yol açıyor

Aşırı yemek yeme ve yüksek yağ içerikli beslenme alışkanlığına bağlı olarak mide boşalmasının gecikmesinin mide duvarlarının gerilemesine sebep olduğunu belirten Op. Dr. Şerafettin Özer, "Meydana gelen bu gerilme, genişlemiş mide duvarları tarafından kapağın kapatılamamasına neden olur ve yemek borusunun mide sıvısına mağduriyetiyle sonuçlanır. Tekrarlayan maruziyet inflamasyon ve mide girişinde yapı değişikliğine neden olur. Özofajit (yemek borusu iltihabı) ve kardit görülür. Hasta bu durumu yutkunmayı arttırarak dengelemeye, tükürük sıvısının geri kaçan mide suyunu nötralize ederek reflünün oluşturduğu rahatsızlığı yatıştırmaya çalışır. Artan yutkunma, hava yutma, karında şişkinlik ve geğirme ile sonuçlanır. Bu durum mide gerilmesini arttırarak yemek borusunun maruziyetini, tekrarlayan hasarını arttırarak bir kısır döngü yaratır" dedi.

Uyumadan önce yemek yemeyin

Op. Dr. Şerafettin Özer, reflü olmamak için tedbirleri de şöyle sıraladı:

  • "Yatak başını yükseltmek,
  • Vücudu saran kıyafetler giymekten kaçınmak,
  • Az ve sık yemek,
  • Uyuma vaktinden kısa bir süre önce yemek yemekten kaçınmak,
  • Alkol, kahve, çikolata gibi basınç azaltan besinlerden uzak durmak.
  • Akşamları karnımızı doldurmamalıyız!"


Reflü, kronik bir hastalıktır

Reflünün sebebinin tam olarak araştırılması ve sebebe yönelik tedavinin yapılması gerektiğini belirten Op. Dr. Şerafettin Özer, "Salgı azaltıcı ilaçlar, antiasitler hafif vakalarda komplikasyonları olmayan durumlarda kontrol ve takip çok önemlidir. Reflü, şimdilerde yemek borusu hastalıkların çoğunluğunun sebebi sayılmaktadır. Kronik bir hastalıktır. Tıbbi tedavi gerektiğinde bu tedavi ömür boyu sürer. Çeşitli endoskopik anti-reflü müdahalelerinin geliştirilmesinde son çabalar, çığır açıcı olmalarına rağmen reflüyü kontrol altına almada kalıcı bir başarı göstermemişlerdir. Anti-reflü cerrahisi etkili ve uzun vadeli bir tedavi ve gastroözofageal kapağı onarabilen tek yaklaşımdır" diye konuştu.

Yumurtalık kanseri riskini azaltan 10 etken

Hiç yorum yok
Ülkemizde her yıl 100 bin kadından 7'si yumurtalık kanseri tanısı alıyor. Çoğunlukla belirti vermeyip başka hastalıklarla sıkça karıştırılabilen yumurtalık kanseri bu nedenle sinsice gelişiyor ve geç fark ediliyor. 

Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, ailesinde yumurtalık kanseri olan kişilerde riskin arttığını belirtirken, özellikle karın ağrısı, karında şişlik, gaz ve kabızlık gibi şikayetlere dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. Prof. Dr. Mete Güngör 8 Mayıs Dünya Yumurtalık Kanseri Günü kapsamında yaptığı açıklamada; yumurtalık kanseri riskini azaltan 10 etkeni anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Aile hikayesinin bilinmesi

Yumurtalık kanserlerinin yüzde 10-15'i genetik geçişle ortaya çıkıyor. Bu nedenle ailesinde yumurtalık kanseri ve meme kanseri olan bireylerin bilinmesi ve farkındalık çok önemli. Aile hikayesini biliyor olmanız sizin ve doktorunuzun riski azaltmak için sağlığınızla ilgili daha aktif kararlar alınmasına yardımcı olur.

Sağlıklı diyet

Doğru ve sağlıklı beslenme bütün kanserlerde olduğu gibi yumurtalık kanserlerinde de çok önemli. Size kilo aldırma ihtimali olan yağlı besinlerden, aşırı kırmızı et ve işlenmiş et ürünlerinden uzak durun. Yapılan çalışmalar özellikle düşük yağlı diyet, taze meyve tüketimi, zencefil, domates suyu, yeşil çay, biberlerin bitki türleri, kuruyemişler, marul ve keten tohumu tüketilmesinin yumurtalık kanseri riskini çeşitli oranlarda azalttığını gösteriyor.

Düzenli egzersiz

Vücudumuzdaki yağ oranı ile kanser arasında yakın bir ilişki bulunuyor. Yağ dokusundan salınan fazla miktardaki östrojen yumurtalık kanseri riskini artırıyor. Bu nedenle yapacağınız egzersizler ve spor ile kilolarınızdan kurtulabilirsiniz. Yağ oranınız düşeceği için kanser riskiniz de azalacaktır.

Rutin kontroller

Yaş ilerledikçe yumurtalık kanseri görülme oranı artıyor. En sık 63 yaşında görülüyor. Bu nedenle rutin kontrolleri ihmal etmemek çok önemli.

Genetik test

Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör "Bir kadının hayat boyu yumurtalık kanseri olma ihtimali yüzde 1-2'dir. Ancak genetik olarak ailesinden gelen BRCA1 ve BRCA2 genetik mutasyonları varsa bu oran BRCA1 için hayat boyu riskini yüzde 40'a, BRCA2 için de yüzde 10-20'ye çıkartıyor. Bu nedenle bu mutasyonlara sahip olduğu bilinen kadınlarda belli yaş gruplarında cerrahi önerilebilir" diyor.

Annelik ve emzirme

Doğurganlık ve emzirme dönemi yumurtlamanın kesintiye uğradığı süreçler. Sık yumurtlamanın yumurtalık kanserinin oluşumunda rol oynadığı düşünülüyor. Bu nedenle çok doğum yapmış, özellikle erken yaşta gebelik yaşamış kadınlarda ve uzun süre emziren kadınlarda yumurtalık kanseri riski azalıyor.

Doğum kontrol hapı

Yumurtlamayı engelleyen doğum kontrol hapları yumurtalık kanseri riskini azaltıyor. Genç yaş grubunda (20'li 30'lu yaşlar) toplam 1 yıllık devamlı veya aralıklı doğum kontrol hapı kullanmış olan kadınların hayat boyu yumurtalık kanseri riski yüzde 50 azalıyor. Kullanma süresi uzadıkça risk azalıyor ve ilacı kesseler dahi koruma uzun yıllar devam ediyor.

İlaç ve vitamini bilinçli kullanmak

Androjen içeren ilaçların, menopoza girdikten sonra sadece östrojen içeren ilaçların ve doğurganlığı artırıcı ilaçların kullanımı yumurtalık kanseri riskini artırabiliyor. Bu nedenle bu ilaçların kullanılmasını gerektiren durumlarda doktorunuzla bu olasılıkları konuşun. İlaç şeklinde veya güneşle D vitamini alınması kanser riskinizi azaltıyor.

Talk pudrası kullanmamak

Genital bölgede hijyenik amaçlı kullanılan ürünlerde bulunan talk pudrasının kullanılması yumurtalık kanseri riskini artıran faktörlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. 1970'lerden beri vücut ve yüz pudralarında talk ve asbestoz kullanılmıyor. İçinde talk olan ürünlerden uzak durun.

Cerrahi müdahale

Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör "Son yıllarda yumurtalık kanserlerinin yarısının tüplerden kaynaklandığı görülmüştür. Bu nedenle tüp ligasyonu yapılması veya tüplerin alınması yumurtalık kanseri riskini yarı yarıya azaltmaktadır. Ayrıca rahmin alınması da 1/3 oranında yumurtalık kanseri riskini azaltmaktadır" diyor.

Cilt Bakımında Doğal Çözüm: Kakao Yağı

Hiç yorum yok
Yaz aylarının gelmesiyle cildimizi güneşin zararlı ışınlarından en doğal yollarla korumanın yollarını aradığımız bugünlerde kokusuyla hepimizi cezbeden kakao yağı, faydalarıyla şaşırtıyor. 

Genellikle bronzlaşmak için tercih edilen kakao yağının içerisinde herhangi bir kimyasal madde bulunmuyor. Yemek.com cilt bakımında doğal çözümler arayanlar için mucizevi kakao yağının faydalarını derledi.

Bronzlaştırıcı etkisiyle tanıdığımız kakao yağı, yaz aylarının gelmesiyle birlikte güneşin zararlı ışınlarından, sıcaklardan ve nemden zarar gören cildimizi korumakla kalmıyor ciltteki çatlaklardan yıpranmış saçlara kadar birçok şeye iyi geliyor. İçerdiği yağ asitleri nedeniyle doğal ve faydalı yağların başında gelen kakao yağı, doğru bir şekilde ve miktarda kullanıldığında bağışıklık sistemini de düzenliyor.

Kakao yağı hem katı hem sıvı halde kullanılabiliyor

Kakao yağı genel olarak katı halde bulunsa da vücut sıcaklığıyla kolayca eridiğinden doğrudan cilde uygulanabiliyor. Alerjik reaksiyonların oluşması ihtimaline karşın kakao yağı öncelikle vücutta çok küçük bir alana uygulanıp 24 saat gözlemlendikten sonra kullanılmalı.

Kakao yağı Hindistan cevizi yağı ya da zeytinyağı gibi yağlarla da karıştırılarak etkisi artırılabiliyor. Bu sayede cildin nemlendirilmesi hızlanırken vücuttaki çatlaklar ve yara izleriyle baş ediliyor.

Bunun yanı sıra, özellikle kuru ve yıpranmış ciltler ya da saçlar için kullanacaksanız bal ve süt gibi destekleyici malzemeler de karıştırılabiliyor.

Kakao yağı sıklıkla bronzlaşmak için kullanıyor ancak mutlaka kakao yağını sürmeden önce cildine bir güneş koruyucu krem sürülmesi gerekiyor. Aksi halde çok hızlı bir şekilde yanabilir, vücutta güneş yanıklarının neden olduğu kızarıklık, kaşıntı gibi belirtiler baş gösterebilir.

Kakao yağı, doğru bir şekilde ve miktarda kullanıldığında bilinen ciddi bir zararı bulunmuyor. Ancak kakao yağı, doymuş yağ içerdiğinden kakao yağı ile hazırlanan yiyecekler çok fazla yendiğinde kalori ve yağ olarak dönebiliyor. Bu nedenle içinde kakao yağı bulunan yiyecekleri aşırıya kaçmadan tüketmek büyük önem taşıyor. Aynı şekilde fazla tüketilmesi hazımsızlık, uykusuzluk gibi sorunlara da neden olabiliyor.

Kakao yağının faydaları saymakla bitmiyor:

Kakao yağı, güçlü antioksidan özellikleri sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Ölçülü olarak tüketildiğinde kalp krizi, felç gibi ciddi kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini azaltıyor.

Stres ve yorgunluğa iyi geliyor, stres nedeniyle yaşanan uykusuzluk sorununa da çözüm oluyor.

Bağırsakların sağlıkla çalışmasına destek oluyor, bu özelliğiyle kabızlık sorunu yaşayanlara da yardım ediyor.

Kakao yağı cildin nemlenmesini sağlıyor, bu sayede özellikle kuru cilt sorunu yaşayanlara iyi geliyor.

Nemlendirici özelliği nedeniyle kuruyan, çatlayan dudakların bakımında da rahatlıkla kullanılabiliyor.

Kakao yağı, antioksidan bakımından zengin olduğundan hücrelerin serbest radikallerden arınmasını sağlıyor. Bu zararlı maddeler yüzünden zarar gören cildin onarılmasını sağlıyor.

Cildi onarırken kırışıklıklara karşı da olumlu etkilerde bulunuyor. Yaşlanma karşıtı bir etki oluşturuyor.

Özellikle ciltte oluşan çatlakların oluşumunu engelliyor, var olan çatlakların görünümünü en aza indiriyor.

Yaralanmalar nedeniyle oluşan ama bir türlü geçmek bilmeyen izlerin görünümünü de iyileştiriyor.

Kakao yağı bronzlaşmanın daha hızlı ve kalıcı olmasını sağladığından güneşlenip bronzlaşmak isteyenlerin kullandığı en doğal ürünlerden olmasıyla da biliniyor.

Kuru ve yıpranmış saçların sağlığına kavuşmasına destek oluyor.

Kepek sorununun çözümünde de önemli roller üstlenebiliyor.

Son olarak ağız içinde oluşan yaralara, egzama ve sedef rahatsızlığı gibi cilt sorunlarına da iyi geldiği söyleniyor.

© all rights reserved
made with by templateszoo